Çocuklar En Çok Özgürlük Talep Eder*

Ahmet Büke, Zeyno Kitapları serisiyle iki sene önce ilk defa çocuklarla buluşmuştu, şimdiyse serinin üçüncü kitabı Neşeli Günler, Günışığı Kitaplığı etiketiyle raflarda yerini aldı. Neşeli Günler’de babası ve annesi işsiz kalan Zeyno’nun, ailesiyle birlikte bir sahil kasabasında hayatını sürdürme çabasının hikâyesini okurken Zeyno’nun başından geçenlerle birlikte onun büyüme sürecine tanık oluyoruz. Bu vesileyle Ahmet Büke ile İzmir’de keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

>>Çocuklar için yazmaya nasıl karar verdiniz?

Yazmaya başlamadan önce yetişkinlere ya da çocuklara yazayım diye düşünmemiştim. İlk yazdıklarım yetişkinlere ait şeyler oldu. Çocuklukta okuduğum iyi çocuk kitaplarına olan özlemim hiç bitmese de çocuklar için yazmak cesaret edip yapabileceğim bir şey değildi, bunu korkutucu ve zor buluyordum. Sonra baba oldum. Kızıma çocuk kitapları okurken bir deli cesareti geldi. Aklımdaki hikâyeleri yazdım, yayınevindeki arkadaşlarla ve ne mutlu ki Sedat Girgin ile çalıştık ve biraz cesaretle Zeyno Kitapları çıktı ortaya.

>>Yazım sürecinde kızınızın rolü nedir?

Kızım Zeynep’ten sonra kreş, okul, park, hastane gibi çok çocukla dolu ortamda, çok fazla zamanım geçti. Kent ortamında onların kendilerine özgü dünyalarını uzun uzun izleme fırsatım oldu. Aslında kitaptaki Zeyno, bir sürü Zeyno’nun ve bir sürü Ali’nin toplamı. Hazırcevaplığıyla, farklılığıyla, erken büyümesi ve olgunlaşmasıyla bugünün kentlerde yaşayan çocuklarının toplamı

>>Neşeli Günler ebeveyn işsizliğiyle açılıyor. Çocuklar için böyle zor bir konuyu seçmenizin nedeni neydi?

Düşününce çocuk kitaplarımda biraz zor konular seçmişim. Anne baba ayrılığı, toplumsal cinsiyet, işsizlik… Özellikle değil; ama hayata nereden temas ediyorsanız, o konulara daha fazla kafa yoruyorsunuz. Bu dertlerin hepsi çocukların da dertleri. Edebiyatın bunlardan bahsetmesi kadar normal ve olması gereken bir şey yok. Çocuk edebiyatı da buna dahil. Tabii ki çocuklara yazdığımızı unutmadan yazmak gerekiyor.

>>Toplumda genel olarak kabul edilmiş kadın-erkek rollerini ters yüz ediyorsunuz kitabınızda. Kadını ön plana çıkaran bir duruş var. Zeyno aracılığıyla kız çocuklarına bir mesaj mı vermek istediniz?

Benim büyüdüğüm, doğal olarak yetiştiğim yer geleneksel yörük kültürünün hâkim olduğu bir bölgeydi. Bizde kadın çok belirleyicidir. Erkeğin aile reisliği görüntüde bir şeydir. Kadınlar eşitlik talep etmezler, onun doğal hakları olduğunu bilirler. Biraz o doğallık içinde anlattım aslında.

>>’Küçük bir sahil kasabasına taşınmak’ sıradan bir şehir insanının en bilindik hayali. Buna dokunmanızın altında yatan sebep neydi?

Yazdıktan sonra bir klişeden bahsetmişim gibi geldi ve yapmasaydım diye düşündüm aslında. Ama o tamamen Zeyno’nun babasının arkadaşının balıkçı olmasıyla ilgiliydi. Zaten çok da romantize edilmiş bir durum değil hikâyede. Sadece zorunluluktan geçici bir sığınma hali.

>>Kasabalı Neşe’yi şehirli Zeyno’nun karşısına çıkarırken çocukluğunuz ile bugünün şehirli çocuğunu karşı karşıya getirdiğinizi söyleyebilir miyiz?

Bu karşılaşma çocukluğumdan yetişkinliğe geçişte yaşadığım yarılmayı anlatıyor aslında. Ben liseye kadar kasabada yaşadım. Orada hayat farklı akar. Evin kapısının önüne çıktığınızdan itibaren okul da dahil tüm zamanınız size aittir. Ve orada bir sürü yetenek kazanırsınız. Tek başınıza ormanda gezersiniz, bir yerde oturursunuz, doğayı ve kendinizi dinlersiniz. Bütün bunlar farklı bir enerji ve mutluluk veriyor çocuklara. Neşe oranın çocuğu olduğu için, adının da gerçek anlamını veren bir tarafı var, hakikaten neşeli! Babasının uzak olmasına, onun için çok üzülmesine rağmen neşeli bir çocuk o. Zeyno ise şehrin karmaşasından, daha yalıtılmış bir çocukluktan gelmiş. O iki karakter çarpışıyor orada. Ve birbirlerini bütünlüyorlar biraz, onu anlatmak istedim.

>>Kasabada çocuk olmakla şehirde çocuk olmak arasındaki farklar nedir?

Şehirde yaşayan Zeynep muhtemelen parka bile büyüklerinin gözetiminde gidecekti. Çocuklar en çok özgürlük talep ederler. O özgürlük parça parça ve büyüdükçe kazanılır. Ama şehirde her zaman çok ciddi bir sınır ve güvenlik sorunu var. Yalnız bırakamazsınız çocukları; istediği gibi oynayamaz, kendisi olamaz aslında çocuk; ama kasabada öyle değil.

>>Neşeli Günler bir doğayla büyüme hikâyesi…

Çocuk hikâyelerine baktığımızda çoğu, çocukların büyüme macerasını anlatır. Kitapta Zeynep tekrar şehre dönüyor ama giden ile dönen Zeynep farklı; büyümüş, bir sürü şeyin farkına varmış, yeni arkadaşlıklar kurmuş, olgunlaşmış, zor günleri ailesi ve arkadaşları ile beraber göğüslemiş, hayatla temas etmiş, bir sürü şey öğrenmiş bir çocuk…

>>Çocuklara yazmak mı daha keyifli, yetişkinlere yazmak mı?

Çocuklara yazmak biraz daha zor. Hele şimdiki çocuklar… Biz dijital göçmeniz, onlar dijital yerli. İnternetin içine doğuyorlar.

>>Çocukların yazdıklarınıza tepkileri nasıl?

Genelde öykü hoşlarına gidiyor. Ama hep yarım kalmış olduğunu düşünüyorlar. Öykü her şeyi birebir anlatmaz, sezdirir. Çocuklar o eksik kalmışlıktan hoşlanmıyorlar. Her şeyi tamamlanmış, çerçevelenmiş istiyorlar.

>>İlginç geldi bu söylediğiniz, çocukların hayal dünyası daha geniştir oysa…

Çocuklara eğitimden tutun da etkinliklere kadar hep yapılandırılmış, sınırları çizilmiş hayatlar sunuyoruz. Bundan mı bilmiyorum ama huzursuzluk veriyor bu ucu açık kalmış, hayal gücüne bırakılmış sonlar… Bu benim tecrübem tabii, yanılıyor da olabilirim.

>>Çocukların edebiyatla nasıl bir ilişki kurmasını istersiniz?

En büyük beklenti çocuğun kitap okumayı sevmesi olmalı. Okumayı sevdiren her şeyle onları temas ettirmek iyidir. Okumalarından hoşlanmadığımız kitaplar olabilir, esnek olmalıyız. Kararı ona bırakalım ama okuduklarının yanında daha iyi eserlerle karşılaşma imkânı sağlayalım. Bu kadar çok uyaranın olduğu, her şeyin çok hızlı değiştiği bu çağda, okumak gibi bir yalnız kalma eylemini sürdürebilmesi için o alışkanlığı kazanması çok kıymetli.

>>Anne babalara da çok önemli mesajlar veriyorsunuz. Birlikte okumayı öneriyor musunuz?

Birlikte okumak güzeldir. Hatta çocuklar okuma yazma öğrendikten sonra bile birlikte okumayı öneriyor pedagoglar. Bu süreçte çocuğun yanında oluyor, ona temas ediyorsun, onunla bakışıyorsun, o sana soru soruyor, yanıt veriyorsun, sen soru soruyorsun. Bu, sadece kitap okumanın ötesinde… Anne ve babanın çocukla bir araya gelip temas ettiği, aynı ortamı paylaştığı iyi bir zaman… Ben memnun olurum anne babalar bunu çocuklarıyla okursa ya da büyüdüğünde çocuk onlara okursa…

* Bu söyleşi 5 Nisan 2019’da BirGün Kitap’ta yayımlanmıştır.

 

Reklamlar

Kitap ile Sohbet İzmir’de…

Geçtiğimiz hafta İstanbul’daydım. Yasemin Sungur’un kurguladığı Kitap ile Sohbet grubunu uzun bir süredir, uzaktan takip ediyorum.

Kitap ile Sohbet, İstanbul’da 10. sezonunda ve bu yıl sevgili Yasemin Sungur ile İzmir için planlarımızı yaptık ve nihayet 5 Ekim’de Kitap ile Sohbet İzmir’e geliyor. Böylelikle Martı Kitap Kulübü’nün ülke çapında büyümesi için ilk adım atılıyor. Dahası, bunu izleyen dönemde Ankara’da ve İstanbul’un çeşitli semtlerinde de sıklıkla Kitap ile Sohbet gruplarına rastlamak mümkün olacak.

Kitap ile Sohbet İzmir lideri olarak bu çalışmayı İzmir’de yürütecek olmaktan keyif duyuyorum.