Kitap ile Sohbet İzmir’de…

Geçtiğimiz hafta İstanbul’daydım. Yasemin Sungur’un kurguladığı Kitap ile Sohbet grubunu uzun bir süredir, uzaktan takip ediyorum.

Kitap ile Sohbet, İstanbul’da 10. sezonunda ve bu yıl sevgili Yasemin Sungur ile İzmir için planlarımızı yaptık ve nihayet 5 Ekim’de Kitap ile Sohbet İzmir’e geliyor. Böylelikle Martı Kitap Kulübü’nün ülke çapında büyümesi için ilk adım atılıyor. Dahası, bunu izleyen dönemde Ankara’da ve İstanbul’un çeşitli semtlerinde de sıklıkla Kitap ile Sohbet gruplarına rastlamak mümkün olacak.

Kitap ile Sohbet İzmir lideri olarak bu çalışmayı İzmir’de yürütecek olmaktan keyif duyuyorum.

 

 

Reklamlar

Ferhat Uludere ile “Aristoteles’ten Borges’e Bir Öykü Yazmak” İzmir’deydi…

Yazı Çizi Çeki Atölyesi olarak edebiyat atölyelerimizin ilkini 17-18 Aralık’ta sevgili Ferhat Uludere ile İzmir’de gerçekleştirdik. “Aristoteles’ten Borges’e Bir Öykü Yazmak” adındaki atölyemizde eserler ve örnekler üzerinden yazının matematiği üzerine konuştuk, çeşitli yazma alıştırmaları yaptık.

Katılımcılarımız arasında yazan kişiler olduğu kadar yazıya hiç bu açıdan bakmamış kişiler de vardı. Aynı zamanda iyi bir okur olma yönünde de önemli bir adım olduğunu düşündüğümüz bu atölyede aldığımız geribildirimler bizi çok mutlu etti.

Hepimiz her gün hikayeler anlatıyoruz. Ferhat, hayata geçirdiği öykü atölyeleri ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi‘ndeki deneyimlerini, bilgi birikimi ve gündelik hayatla harmanlayarak İzmir’in soğuğunda ve gündemin yoğunluğunda çok keyifli iki gün yaşattı bize…

Atölyemizin bir diğer konuğu da Aydın’dan gelip bizi yalnız bırakmayan Onur Akbudak idi. Onur’u çeşitli edebiyat dergilerinden ve çok yazarlı öykü kitaplarından tanıyorsunuz. İlk öykü kitabının önümüzdeki aylarda yayımlanacağının güzel haberini de bu vesileyle vermiş olayım…

img_4133

Asuman Nardalı: İşimi yaparken en iyisini başarmaktan başka bir şey düşünemiyorum.

Hikayesi Türkiye’den dünyaya erişen, sektörüne öncülük etmiş, istihdam sağlamış, kendi deyimiyle “girişmiş” bir kadın. Yetmemiş kendisi gibi girişmiş kadınları da bir platform altında toplamış. İşine olan tutkusu, yeniliğe ve gelişime açıklığıyla fırsatların peşinden koşmayı çok iyi biliyor.

İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyesi, İzmir Ticaret Odası Kadınlar Konseyi Başkanı Asuman Nardalı, çalışkan, hedef odaklı, yılmayan, yorulmayan yapısıyla yeni projeler planlarken çevresine ilham olmaya devam ediyor.

asuman-nardali

Oyun yazarlığından bir güzellik markasına oradan da İzmir’in ilk estetik okuluna uzanan bir hikayeniz var. Başarı öykünüzü bir de sizin ağzınızdan dinlesek…

Oyun yazarlığı ve oyunculuk okumayı hedefliyordum. Ancak bu hedef, Christian Dior ile tanışmamla beraber yarı yolda kaldı. Böylece kozmetik dünyası ile tanıştım; satış, uzmanlık, bölge sorumluluğu derken Fransızlar’la iki sene çalıştım. Yüksek hedeflerle çalışıyordum. Türkiye’de satış rekoru kırmıştım. 1989 yılında oğlum dünyaya gelince kendi şirketimi kurdum.

Bir kozmetik okulu açmaya nasıl karar verdiniz?

Eğitimimi yurtdışında cilt bakımı ve estetik üzerine aldım. Türkiye’de eğitim eksikliğine bağlı personel problemi olduğunu gördüm. 1991 yılında da kozmetik okulumu kurup profesyonel uzman yetiştirmeye başladım.

Sonra da çok geniş bir kitleye ulaştınız ve sektördeki çok önemli bir eksiği kapattınız. Kozmetik okulunun kapsamı ve ulaştığınız kitleyi nasıl tanımlardınız?

Kozmetisyen, estetisyen, makyör, maköz, masör, masöz, lazer uzmanı yetiştiriyoruz. Mezunlarımız aynı zamanda 5 yıldızlı otellerin SPA’larında ve zincir mağazalarda eleman olarak çalışıyorlar.

25 senede 3000’in üzerinde uzman yetiştirdim. Amerika’dan Avusturalya’ya, Almanya’dan Ukrayna’ya kadar dünyanın her yerinde yetiştirdiğim uzmanlar var. Türkiye’de de 75’ten fazla ilde okulumuz mezunlarını bulmak mümkün. Sektörde kalabalık bir aileyiz.

Başarınızda en çok hangi kişisel özelliğinizin etkili olduğunu düşünüyorsunuz?

Hedefe kilitleniyorum. İşimi yaparken en iyisini başarmaktan başka bir şey düşünemiyorum. Onu almadan asla vazgeçmiyorum. Evde anahtar unutsam geri dönmem, işte de hiç geri dönmüyorum. Onun için de başarı arkadan geldi bunca yıl… Umarım böyle de gider.

Bir de Kıbrıs tecrübeniz var.

İkinci oğlum dünyaya gelmeden önce 7 sene Kıbrıs Lefkoşe’ye gidip geldim. Orada da kozmetikte söz sahibi olduk, çok personel yetiştirdik, güzellik salonları, otellere SPA bölümleri kurduk. Bu mesleğin eğitim bakanlığınca kabul edilmesini sağladım, müfredat yazdım. Böylelikle Kıbrıs’ta estetisyenlik bir meslek olarak okullara girdi. Oğlum dünyaya gelince işimin Kıbrıs ayağını orada yetiştirdiğim öğrencilerime devrettim.

Eğitimin bu kadar içindeyken ithalat fikri nasıl oluştu?

Oluştu demekten çok zorunluluk haline geldi. Türkiye’de 25 sene önce ithalatçı firma yoktu. Internet sayfaları da olmadığı için cihazlarımızı ve ürünleri bulabilmek için ülke ülke tüm kozmetik fuarlarını dolaşıyorduk. Numuneleri alıp, deniyorduk. Son derece meşakkatli bir işti. Ürün ve cihaz eksiği nedeniyle güzellik merkezleri yenilik yapmakta zorlanıyordu. En iyilerini seçip Türkiye dağıtım haklarını alıp satışını yapmak bir ihtiyaç olmuştu.

Sektörde başka nasıl değişimlere öncülük ettiniz?

O zamanlar otellerin SPA bölümleri yoktu. Türk hamamı kurmak yeterli algılanıyordu ve ikisi birbirinden çok uzak uçlardı. SPA’nın ne olduğunu ve gelecekte SPA’sız otel olmayacağını anlattık. Öyle de oldu gerçekten… Günümüzde oteller SPA’sı ile yıldızını parlatır. Üstelik artık Türk hamamı ve SPA birbirinden ayrı değil, birlikte bir bütün haline geldi. Bu da getirdiğimiz yeniliklerden biridir.

Geçmiş dönemde İzmir Ticaret Odası’nın ilk kadın yönetim kurulu üyesiydiniz. İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyeti üyeliğini ve 2011’de kurulan İzmir Ticaret Odası Kadınlar Konseyi’nin de o zamandan bu yana başkanlığını yürütüyorsunuz. Kadınlar Konseyi fikri nasıl ortaya çıktı?

Konseyi çok severek kurdum, çok severek de yürütüyorum. Türkiye’de ve dünyada kadın sorunlarıyla ilgili çok sivil toplum kuruluşu var. Ancak bunların hemen hemen hepsi zor durumdaki kadınlara yönelik çalışmalar yapıyor. Ben kadının gücünü başka bir yönden ele almak istedim. Ayakları üzerinde duran kadının da desteğe ihtiyacı olduğunu, güçlü kadını daha da güçlü yapmak için birilerinin çalışması gerektiğini düşündüm.

Beş sene içinde konseyde 70 kişiden 1000’i aşkın üyeye ulaştınız. Büyüme stratejiniz ve planınız nedir?

Evet, Türkiye genelinde bini aşkın kişiye ulaştık. İzmir Ticaret Odası’na kayıtlı 354 üyemiz var. İkinci projem olan 81 İl 81 Topuk ile 1384 kişi olduk. Artık her ilde bir sorumlumuz var, teşkilatlarımız oluştu. Yeni yıl ile birlikte yurt dışındaki arkadaşlarımız da giriş yapıyor.

Kadının düşmanı kadındır algısını yıktık. Konseyde tüm egolarımızı dışarıda bırakıp sevgimiz, bilgimiz ve birikimimizle yer alıyoruz. Birbirimizle yarışmıyoruz. Herkes de bu bilince sahip çıkınca konseyimiz büyüdü. Daha da önemlisi artık oturdu.

Konseyde kadınlar ne buldu?

Bizler kalabalıklar içinde yalnız kalabiliyoruz. Konseyde kadınlar güç buldu. Kendi gibi olan kadınları buldu. Aralarından dost ve iş arkadaşı seçme şansı buldu. Artık her üyenin Kemeraltı’ndan Van’a kadar her yerde kahve içeceği ticaret arkadaşları var. Buna servet harcasa ulaşamazdı kimse. Bu maya tuttu. Bunun zevki de benim hazinem oldu. Birbirimizi severek projelere devam ediyoruz.

Gambiya Fahri Konsolosusunuz aynı zamanda. Bu süreç nasıl gelişti?

Afrika kıtasına uzun yıllardır çok önem veriyordum. Yeraltı zenginlikleri bitirilmemiş, insan gücü henüz işlenmemiş, çok kullanılmamış bir yer olduğu için üçüncü bin yılın kıtasının Afrika olacağını düşünüyordum. Bu nedenle, daha konsey ortada yokken, kadın kuruluşlarıyla bağlantı kurdum, onlarla Afrika’da buluştum. Konseyi kurunca da onlarla birleştirdim. EXPO’da Afrika delegesi olduğum sırada Afrika ülkelerinin üst düzey bürokratlarıyla paylaşımlarda bulundum. Birçoğundan İzmir Fahri Konsolosluğu teklifi geldi aslında. Ancak tesadüfi gelişen bir toplantıda, Gambia’nın uygar ve sıcak insanlarının da etkisiyle onların İzmir Fahri Konsolosu olmaya karar verdim. İki yıldır da yapıyorum.

Kadınların iş dünyasına getirdiği farklı bakış açısı nedir?

Kadın üretken bir varlık. Aynı zamanda bir işe baktığında sadece sorumlu olduğu bölümü değil, bütün işi ele alır. Kadın aynı zamanda sağduyulu ve anaçtır. Güvenilir ticaret yapması da ayrıca önemlidir.

Kadınlar Konseyi gibi kadın topluluklarının iş dünyasına ve iş dünyasındaki kadınlara katkısı nedir?

Bu gibi topluluklar kadınlara sadece maddi değil, manevi katkı da sağlıyor. Kadın kendini daha güçlü hissediyor. Tabii ki kadınlar sadece iş dünyasında değil her yerde daha etkili olmalı. Kadına şiddet, fiziksel veya psikolojik, maalesef bu toplumun doğal yaşam akışı içinde olan bir şey… Bu nedenle kadının hemcinsi olan kadından güç bulmasını önemsiyorum.

İşsizlik oranları iki haneli rakamlara ulaştı ve İzmir işsizlikte Türkiye ortalamasının üstünde kaldı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? Ve çözümün ne olabileceğini düşünüyorsunuz?

İzmir’de işsizlik, tabii ki, Türkiye ortalamasının üstünde kaldı. Öncelikle İzmir ödediği vergi payından hak ettiğinin çok azını geri alıyor. Ayrıca yatırımcı için cazip bir ortam sunamıyoruz. Dolayısıyla yatırımdan payımızı alamıyoruz. Yatırımcı gelmezse, istihdam da artmıyor. Ancak göç artıyor. Üstelik işsiz olan göç ediyor. Bu gibi nedenlerden sanıyorum İzmir’de işsizliği önümüzdeki dönemlerde de yaşayacağız.

Son olarak, sizin deyiminizle “girişmiş” kadınlara vereceğiniz en önemli üç tavsiye ne olurdu?

Girişmiş kadınlar zaten girişimci kadınlardır. Sadece bu işin başında değil, biraz daha ilerisindeler. Bu nedenle onlara iş ve güç birliği öneriyorum. Her zaman aynı sektörde olmalarına gerek yok, farklı sektörlerden iş kadınları da birbirine yatırım veya destek sağlayabilir.

Ayrıca girişmiş kadınlar birbirinden alışveriş etmelidir. İki çorap alıyorsa birini bir kadın girişimciden almalıdır.

(Bu söyleşi İzmir Life dergisi Mart 2016 sayısında yayınlanmıştır.)

Kutsal Zamanlar: Bağ Bozumları

(Bu yazı ilk defa match-up mag‘de yayınlanmıştır.)

_MG_6832 (800x533)

Mevsim yaz… Yaz gelmedi diye başlayan serzenişlerimiz yerini, havaların çok sıcak olmasından yakınmalara bıraktı. Deniz ve tatil hayalleri aklımızdan geçiyor çokça… Bir sonraki tatil zamanını planlamaya çalışırken bir bakıyoruz ki Ağustos gelmiş, yarısı geçmiş; hatta yaz bitmek üzere… Hepimizi bir telaş sarıyor. Çünkü seviyoruz dalgalarla oynamayı, sularda kaybolmayı, ayaklarımızın kuma bulanmasını, güneşin sarhoşluğuna buz gibi bir bira ile biraz daha sarhoşluk katmayı, güneş tenimizi yalarken serin esen rüzgarda hayallere dalmayı, günbatımında romantik dakikalar yaşamayı, akşam sevdiklerimizle kurulan zengin sofraları, onlarla iki kadeh tokuşturmayı, yaz gecesi eğlencelerini, sabaha kadar süren sohbetleri…

Düşünüyorum da belki de yaz bizi doğaya ve kendimize en çok yaklaştıran mevsim olduğu için seviyoruz onu… Doğayla iç içe oldukça kendimize yaklaşıyoruz. Kendimize yaklaşmak bizi daha özgür, daha yaratıcı ve daha sosyal bireyler yapıyor. Bu sebeple dinlendiğimiz, eğlendiğimiz, içimize döndüğümüz ve çoğaldığımız bu zamanları bırakmak bize çok zor geliyor.

Soğuk ve karanlık kış gecelerine geçmeden önce ise arada çok güzel bir mevsimin yaşandığını unutmamak gerekiyor. Üstelik anlatacaklarıma ve önerime kulak verirseniz hem çok güzel bir deneyim yaşamış olacaksınız, hem de kışı bereket, neşe ve hafif bir sarhoşlukla karşılayacaksınız. Ağustos’un ikinci yarısı ile birlikte başlayan bağ bozumlarından bahsediyorum. Batıdan doğuya bağ bozumu şöleni yaşanacak topraklarımızda… Yani üzümler bağlardan toplanacak ama söylendiği kadar basit değil, bağcılar için kutsal zamanlar bu zamanlar…

Üzüm yılda bir kere bağ bozumu döneminde toplanıyor. Bağcılar tüm sene boyunca verdikleri emeğin karşılığını bağ bozumu zamanında alıyorlar. Hasatlar toplanıyor, tarım işleri bitiyor. Hava durumundan başlayarak bütün sene o bağın başına gelenler, o yılın şaraplarının kaderi oluyor. Sonbahar müjdeleniyor ve kışlık hazırlıklar başlıyor.

_MG_6864 (800x533)

Sonbaharın ilk müjdesi geçen hafta sonu İzmir’in Urla ilçesinde düzenlenen bağ bozumu şenliğinden geldi. Şenliği açılış gününde ziyaret ettim. Bu sayede hem Urla’yı bir kez daha görmüş oldum hem de üzüme, şaraba, tarladan sofraya gelen ürünlerin kokusuna biraz daha yaklaştım. Necati Cumalı’nın, Yorgo Seferis’in, Tanju Okan’ın anılarını taşıyan, sanata ilham olan Urla’da Cumhuriyet Meydanı, Malgaca Pazarı, Sanat Sokağı, Üretici Pazarı üzümler ve üzümlü ürünler, taptaze sebze ve meyvelerle doluydu. Tabii İzmir’in dört bir yanından gelen katılımcıların açtığı stantlar, yarışmalar, seminerler ve atölye çalışmaları da şenliğe ayrı bir boyut katıyordu. Tam bir yemek festivali şeklinde geçen şenlik; yerelliği, zanaatkarlığı ve butik üretimi katılanlara yeniden hatırlatıyordu.

Bahar aylarından bu yana Urla ve festivallerini daha çok duyar olduk. 1. Uluslararası Urla Enginar Festivali ile adından çok söz ettiren Urla şimdi bağ bozumu şenlikleri ile gündemde. Son dönemdeki bu hareketlenmeden bağımsız olarak Urla’da bağ bozumu şenlikleri 2600 yıldır kutlanıyor. 22 yıldır geleneksel ve daha düzenli halde kutlanan şenlikler yurt dışından ziyaretçi ve katılımcıları da ağırlıyor.

Urla halkı sadece üzüm bağlarına değil, tüm tarım alanlarına bağ dediği için bağ bozumu Urla’da sadece üzümlerin hasadını anlatmıyor, tüm tarım ürünlerini kapsıyor aslında. Yine de bağ bozumu aklımıza en çok üzümü ve şarabı getiriyor. Hatta Urla’nın üzümleri Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sine de konu olmuş. Evliya Çelebi Malgaca Pazarı’nın ortasındaki büyük asmayı uzun uzun anlatmış, bağcıların farklı asmalarından bu asmaya yaptığı aşılar sayesinde çeşit çeşit üzüm veren bu asmanın etrafında yapılan şenliklerden bahsetmiş.

Üzüm ve şarabın hikayesi aslında daha da eskiye, Antik çağa kadar uzanıyor. Üzümün tarihi MÖ 5000 yıllarına dayanırken Anadolu’da da MÖ 3800 yıllarında üzümden bahsedildiği biliniyor. O zamandan bu zamana da bağ bozumu şenlikleri yapılıyor, insanlara şarabı veren tanrı Dionysos şerefine törenler düzenleniyor, üzümün dalından koparılışı kutlanıyor.

_MG_6848 (800x533)

Üzüm ve şarap Anadolu’da bu kadar uzun bir geçmişe sahip olmasına rağmen ülkemizde şarapçılık 80-90 yıldır bir sektör halini almış durumda. Son dönemlerde de gastronomi ve kültür turizmi kapsamında şarap firmalarının bağ bozumu turları düzenleniyor. Ağustosun ikinci yarısından başlayarak Eylül ve Ekim aylarında Marmara’dan Ege’ye, Ege’den İç ve Doğu Anadolu’ya kadar birçok bağ bozumunu yakalamak mümkün. Traktörlere binip tarlalara gitmek, sohbet ederek üzüm toplamak, üzüme ve şaraba dair bilgiler edinmek, yöre yemeklerinden tatmak yaz mevsimini bırakmaya zorlananlar için iyi bir alternatif olabilir. Doğayla iç içe olmak size bambaşka bir deneyim yaşatacak, farklı yörelerin farklı ritüelleri ile tanışmak çok keyifli olacaktır. Üstelik soğuk kış gecelerinde yudumlayacağınız şarabın hikayesine dokunmanın ondan aldığınız lezzeti bir kat daha arttıracağına eminim.